9 Haziran 2009 Salı

Çocukları kanserden korumanın yolları




Çocuklarda kansere zemin hazırlayan faktörleri şöyle sıralayabiliriz:

Radyasyon kirlenmesi
Kirlenen topraklar
Gereksiz radyolojik incelemeler
Cep telefonu, bilgisayar ve TV nedeniyle manyetik kirlenme
Zararlı kimyasallar
Hazır gıdalar
Gıdalara ilişkin kötü saklama koşulları
Islak mendil kullanımı
Doğal olmayan kozmetiklerin aşırı kullanımı

ÇERNOBİL'İN ZARARINI KABUL EDELİM

Radyasyon: Ülkemiz güneşin bol olduğu bir ülke. Bu nedenle annelerin hamilelik sırasında güneş koruyucu kullanmaları büyük önem taşıyor. Güneş koruyucuların yüksek faktörde kullanılması gerekiyor.

Radyasyon kirlenmesi de Türkiye açısından önemli. Özellikle 20 yıl önce ortaya çıkan Çernobil faciasında ülkemiz bazı zararlar gördü. Bu zararların etkileri sağlık sektörüne, halka güvenilebilir bir ölçüde yansımadı. Bulutlarla radyasyon partikülleri taşındı. Özellikle de üç önemli radyoaktif maddenin zararından söz etmemiz gerekiyor: Sezyumun zararlarından kurtulmak için en az 30 yıl geçmesi lazım. Amerikum ve platonyum ise binlerce yıl ülkemizde zararlarını gösterebilecek. Bunlarla kirlenmiş durumdayız. Bunu kabul etmemiz gerekiyor.

Hiroşima''daki tecrübeden sonra ülkede 5–10 yılda kan kanserleri, daha sonraki yıllarda katlanarak beyin tümörleri, böbrek, karaciğer, göz gibi kanserler giderek artan sıklıkta görülmeye başladı.

KİRLENMİŞ TOPRAKLARI ARINDIRMAMIZ GEREKİYOR

Kirli topraklar: Bilimi inkar etmemek gerekiyor. Kirlendiğini kabul etmemiz ve kirli toprakları arındırmamız gerekiyor. Kirli topraklarda besin üretilmesi, su ve su ürünleriyle ilgili halka yansıyan tüketim maddelerinin yasaklanması çok önemli. Bunun bir sağlık politikası olarak benimsenmesi lazım.

Gereksiz tetkikler: Radyasyonu bazı bilinçsiz kullanımlarla da alabiliyoruz. Lüzumsuz tanısal tetkikler, her öksürükte akciğer filmi, her başını çarpışında MR gibi incelemeler gereksiz yere yapılmamalı. Röntgen, BT konusunda da dikkatli olunmalı.

Manyetik kirlenme: Cep telefonları günümüzde artık ilkokul çocukları tarafından bile kullanılıyor. Üstelik cep telefonları çocukların eline oyuncak diye verilse ve başına oyuncak diye konulsa bile zarar verebiliyor. Plazma televizyonların zararı daha az. Çocuklara televizyon karşısında yemek yedirilmesi doğru değil, televizyon izlenmediğinde mutlaka kapatılmalı.

Elektrikli aletlerden elektro manyetik kirlenmeye maruz kalıyoruz. Elektrikli tüm cihazlarla kirlenme yaşıyoruz. Kullanmayınca kapalı tutmak ve çocukların bulunduğu ortamda kullanımını en aza indirgemek gerekiyor. Bir birikimle söz konusu cihazların zararlarını belirgin hale getirmek söz konusu oluyor. Çocuğun 1–2 saatten fazla bilgisayarla oynamaması lazım. Daha üç aylık bebeklere reklâmlarla mama yediriliyor, televizyon karşısında emziriliyor. Çocuğun iletişimi konuşması gecikiyor. Topluma açılması açısından da sakıncalı.

YALANCI MEMEYE ALIŞTIRMAK ZARARLI

Zararlı kimyasallar: Teknolojinin gelişmesi ve insan yaşamının kolaylaştırılmasına yönelik birçok ürün zararları da birlikte getirdi. Bazı basit önlemler alabiliriz. Bebeklere yalancı meme verilmemeli, plastik biberon kullanılmamalı, plastik kapta bebek maması hazırlanınca ortaya zararlı maddeler çıktığından tercih edilmemeli. Onun yerine cam biberon kullanmamız daha doğru. Sıcak mama cam biberonun içinde bebeğe verilirse daha sağlıklı.

Hazır gıdalar: Anne emzirmeye yüreklendirilmeli. Doğal koşullar zorlanmalı, suni meme başları meme ucuna konularak emzirmekten kaçınılmalı. Plastik kaplar sulu ve ıslak gıdalara ambalaj maddesi olarak kullanılmamalı. Bisküvi, çikolata, gofret ve cipslerin hazırlanışı sırasında kullanılan katkı maddeleri, ambalaj ürünleri önemli zararlara neden oluyor. Çocuk hayatı boyunca onlarca, yüzlerce bu maddelerden tüketirse zarar oluşuyor. Kızarmış patates yesin cips yerine, jelibon değil boyasız şeker, annenin evde yapacağı kurabiyeden yesin daha sağlıklı.

Saklama koşulları: Alüminyum folyo da sulu ve sıcak besinlere ağır metaller bırakıyor. Bunlar da vücutta beyinsel hastalıklara ve kanserlere neden olabiliyor.

Islak mendiller: Gerek taşıdıkları elyaflar nedeniyle gerekse kullanılan alkol ya da kimyasal madde nedeniyle bazıları büyük zararlar verebilir. Bebeklerin altını bunlarla silmek yerine, akan suda bebeğin altını yıkamak lazım. Pamuklu bezlerle kurulamak da önemli. Annenin kullandığı kozmetik ürünler çok zararlı. Gençler saçlarını 15–16 yaşlarında boyuyorlar. Birçokları inorganik boya maddeleri içeriyor. Ne kadar az bu maddeler alınırsa genler üzerindeki zararlar azalır. Dokularında biriken özellikle yağlı dokularla hormon hücrelerinde kimyasal zararlar birikiyor. Kendinden sonraki nesillere de bunu aktarabiliyor.

Kozmetik ürünler: Bozuk genler ve hücrelerle doğan çocukta daha kolay, daha dirençli ve daha erken yaşta kanser çıkıyor. Kozmetik nemlendiriciler, saç boyaları, vücut incelten selülit ve zayıflama kremleri, bebek sabunları, şampuanlar, bebekte kullanılan pişik önleyicilerin içinde o tüpe ait kullanımda zararlı doz olmasa da belirli standartları korumadan yapılıyorsa birikmiş kullanımlar zararlı etkiler yaratıyor. Gerekli değilse çocuklara nemlendirici kullanmamak, doğal sabunlarla bebek banyosu yaptırmak, kokulu, katkılı maddeli ürünlere hiç rağbet etmemek gerekiyor.

Kaynak: Prof. Dr.İnci AYAN

Domuz Gribi ve Korunma Yolları





Domuz gribi nedir?
Domuz gribi, A tipi grip virüslerinin sebep olduğu bir solunum yolları enfeksiyonudur. Bu hastalık domuzlarda ani ateş yükselmesi, öksürük, burun ve gözlerde sulanma, hapşırma, solunum zorluğu, gözlerde kızarma ve iştahsızlık gibi belirtilere yol açar. Domuz gribi virüsleri doğrudan domuzdan domuza yakın temasla veya virüslerle kirlenmiş cisimlerle bulaşır.

Domuz gribinin normal gripten farkı var mıdır?
Domuz gribinin sebep olduğu hastalık tablosunun insan grip virüsleri ile ortaya çıkan hastalıktan bir farkı yoktur. Gribin tipik belirtileri 40 dereceye kadar çıkan ateş, baş, eklem ve kas ağrıları, öksürük, halsizlik ve iştahsızlıktır. Bazı hastalarda burun akıntısı, burun tıkanıklığı, boğaz ağrısı, bulantı, kusma ve ishal de görülebilir.

Domuz gribi insanlara nasıl bulaşır?
Hastalık, gripli kişinin öksürmesi, aksırması, hatta konuşması sırasında havaya saçılan virüslerle veya bunlarla kirlenmiş eşyalara temas edilmesiyle bulaşıyor. Gripli kişi hapşırdığında ağzını eliyle kapatmasıyla eline bulaşan virüsler de hastalığın yayılmasında büyük önem taşıyor. Domuz virüslerinin insanlara bulaşması olağan değildi, ama domuz gribinin insanlarda seyrek de olsa hastalık yapabildiği bilinmekte idi. Bunlar çoğu zaman domuz endüstrisinde çalışan işçiler gibi domuzlarla doğrudan temasları olan kişilerdir.

Domuz gribi neden tehlikelidir?
Şu sırada Meksika domuz gribi salgının korkutucu olan tarafı, bu salgındaki virüslerin önceki domuz gribi virüslerinden farklı olarak domuzlardan insanlara ve insanlardan insanlara kolay bulaşmasıdır. İnsanların bağışıklık sistemi domuz H1N1 virüsü ile daha önce hiç karşılaşmamış olduğu için virüs bulaşan her insan hastalanmaktadır. Nitekim virüs bu özelliği sebebiyle de kısa zamanda 40' a yakın ülkede binlerce insana bulaşmıştır.

TEHLİKELİ AMA ÖLÜME YOL AÇMA ORANI DÜŞÜK

Domuz gribi öldürücü bir hastalık mıdır?
Domuz grip virüsünün insanlarda yaptığı hastalık öldürücü olmakla beraber olayın sevindirici tarafı hastalığın ölümlere yol açma oranının çok yüksek olmamasıdır. Domuz gribi son iki ay içinde 8 binden fazla insanda görülmüş, bunların 70 kadarı ölmüştür. Buna göre domuz gribinin insanlarda ölüme yol açma oranı yüzde birin de altındadır. Bu virüsün domuzlarda da ölüme yol açma oranı da yüzde 1-4 arasında değişmektedir.

Nasıl teşhis edilir?
İnfluenza A virüsünün teşhisi solunum yolları salgılarında virüsün gösterilmesiyle olur. Hastanın kanında grip virüslerine karşı oluşmuş antikorların ölçülmesiyle de teşhise varılabilir.

ÇOCUKLAR 10 GÜN BOYUNCA VİRÜS YAYIYOR

Hastalar kaç gün süreyle virüs saçarlar?
Grip hastaları genel olarak 4-5 gün süreyle etrafa vürüs saçarlar, ama bazı kişilerin özellikle de çocukların on günden fazla virüs yayabildikleri unutulmamalıdır.

Hastalık virüsü aldıktan ne kadar sonra belirti verir?
Grip hastalığının ortalama kuluçka süresi birkaç gündür, ancak bu süre bazen bir haftayı da bulabilir. Bu sebeple hasta kişilerle temas ettikleri bilinen insanların bir hafta süreyle dikkatle izlenmeleri gerekir.

Domuz gribinden korunmak için neler yapılmalıdır?
Grip olmamanın tek çaresi hasta kişilerle temas etmemektir. Evinizde oturur, kapı dışına çıkmazsanız grip de olmazsınız. Ama işe gidiyor, otobüse, trene biniyor, kapalı ortamlarda bulunuyorsanız grip salgınından etkilenmemeniz çok zordur, çünkü grip virüslerinin bulaşıcılıkları çok fazladır. Gripten korunmada, salgınlar sırasında mümkün olduğunca kapalı mekânlarda bulunmamak, tokalaşmamak, göz veya başla selamlaşmak, elleri sık sık yıkamak çok önemlidir. Grip belirtileri gösterenler de evde istirahat etmelidir. Böylece hem hastalığı daha çabuk atlatırlar ve hem de başka insanlara virüs bulaştırmamış oluyorlar.

ANTİBİYOTİK YARAR DEĞİL ZARAR VERİR

Antibiyotikler faydalı mıdır ve gribe karşı neler yapılmalıdır?
Grip tedavisinde amaç, hastalık belirtilerini gidermek ve hastayı rahat ettirmektir. Antibiyotik kullanmak gereksiz, hatta zararlıdır. Çünkü virüslere antibiyotiklerin hiçbir etkisi yoktur. Antibiyotikler komplikasyonlar için doktor önerisiyle kullanılabilir. Öksürük şurupları ve grip ilaçlarının da genellikle hiçbir yararları olmadığı gibi, yan etkileri hastaları daha çok rahatsız da edebilir. Özellikle 6 yaşından küçük çocuklara bu tür ilaçları vermekten olabildiğince kaçınmalıdır. Karaciğerde yağ birikimi, beyin içi basınçta aşırı yükselmeye yol açan Reye sendromuna karşı da, 16 yaşından küçüklere ateş düşürücü olarak aspirin verilmemelidir. Grip belirtisi gösteren kişilerse hemen doktora başvurmalı ve kesinlikle topluma karışmamalıdır. Bu kişiler öksürürken veya hapşırırken ağız ve burunlarını kağıt mendille kapamalı ve mendil daha sonra çöpe atılmalıdır. Eller sık sık, günde ortalama 10 kere su ve sabunla yıkanmalıdır. Bu amaçla özel bir sabun veya dezenfektan kullanmanın bir farkı yoktur. Başkalarının kullandığı eşyalara temas edilmemelidir. Eller göz, burun ve ağza değdirilmemelidir.

Göbek kordonu kanı saklanması




Hamileliğiniz süresince bebeğiniz ile aranızdaki en güçlü,en kımetli ve en hayati bağ göbek kordonu ile sağlanmaktadır. Oksijen ve diğer besinlerin anne kanından bebeğinizin kanına geçmesi göbek kordonu ile mümkündür. Yani bebeğinizin göbek kordonu ile hayata bağlanmaktadır. Göbek kordonu bebeğinize yaşamsal anlamda anne karnında eşlik ederken doğumundan sonra da bazı özel durumlarda başvurulacak kaynakların başında gelmektedir. Peki nasıl oluyor da doğum sonrasında çöpe atılacak bir şey sonrasında da bu kadar değerli olabiliyor? Cevap “Göbek Kordonu Kanı”nda... göbek kordonu ve plasenta içinde kalan kanda vücudumuzda bulunan birçok hücreye dönüşebilme, biz yaşlanırken bozulan, yorulan, hastalandığımızda hasarlanan dokuları yenileyebilme özelliğine sahip “kök hücreler”i içermektedir.


Kordon kanı neden saklanır?
İlk uygulama 1989'da Gluckman ve Broxmeyer tarafından bir kalıtsal kansızlık (Fanconi anemisi) hastalığında gösterildi. Hastanın bir akrabasının göbek kordonu kanından elde edilen kök hücreler hastaya nakledilince hastalık tamamen ortadan kaldırılabildi. Daha sonra 143 hastalık ilk seri 1997'de açıklandı. Burada kan kanseri, kemik iliği yetmezliği ve kalıtsal diğer bazı kan hastalıklarında uygulandı ve çok başarılı oldu.

Kök hücrelerinin bir diğer kaynağı tüp bebek ünitelerinde laboratuarda elde edilen embriyolardır. Ancak embriyoların bir canlı olduğu ve sadece yedek parça amaçlı kullanımı demek olan bu yöntem etik olmadığından yasaklandı.

Göbek kordonu kanından elde edilen kök hücre tedavisinin tek alternatifi uygun verici bulunabildiği takdirde kemik iliği naklidir. Ancak uygun verici bulma olasılığı çok düşüktür ve ihtiyacı olan hastaların 1/2-1/3'de hiç mümkün olmamaktadır. Böylece hastaların önemli bir kısmı (çoğu çocukluk çağı kan kanserleri dolayısıyla) sadece uygun ilik bulunamama sorunu yüzden hayatını kaybetmektedir. Oysa kök hücre yönteminde hücreler kendi hücreleri olduğu için garanti söz konusudur, ayrıca tedavi edebileceği ciddi hastalıkların sayısı kan kanseri ile sınırlı değildir, bugünün koşullarında bile çok sayıdadır ve her geçen gün bu sayının artacağı bilinmektedir.

Türkiye'de İhtiyaç
Türkiye doğurganlık ve nüfus artışı oranı yüksek bir ülkedir. Ülkemizde her yıl en az 2.000.000 doğum olmaktadır. Sadece çocukluk çağı kan kanserleri, kemik iliği hastalıkları ve kalıtsal kan hastalıkları dolayısıyla Türkiye'de her yıl onbinlerce kemik iliği nakline ihtiyaç doğmaktadır. Uygun verici bulunamadığından kemik iliği nakillerinin çoğu yapılamamaktadır. Göbek kordonu kanından yapılacak kök hücre nakli kemik iliği nakillerinin yerini doldurabilecek tek yoldur.

Kordon kanı ile tedavi edilebilen hastlıklar
Akut ve kronik lösemiler, Amiloidoz, Aplastik anemi, konjenital sitopeni, Fanconi anemisi, Myelofibrozis, Hodgkin ve Nonhodgkin lenfoma, metabolik depo hastalıkları, orak hücreli anemi, Talesemi majör, kötü huylu tümörler (beyin, over, testis vb.), SLE, Multiple Skleroz, Romatoit Artrit.

İstanbul Oyuncak Müzesi




Zeus`un Helikon dağında oturan dokuz güzel kızına “Musalar” denir. Onların bir diğer adı da ilham perileridir. Müze sözcüğünün kaynağı Musalar`dır. Yani, müze ilham perisi demektir. Sunay Akın, kitaplarından, sahne gösterisinden, hazırladığı radyo ve televizyon programlarından kazandıklarıyla bir ilki gerçekleştirdi ve “İstanbul Oyuncak Müzesi”ni açtı. Sanatçı “İlham perilerinin bana kazandırdığı okurlarımın ilgisi, sevgisi bana yetiyor. Paralarla da antika oyuncaklar satın aldım ve ilham perilerine bir ev kurdum!” diyor.
Sunay Akın, bir oyuncak müzesini ilk kez, on beş yıl önce bir etkinliğe davetli olarak gittiği Almanya`da gördü. Müzeden etkilenen Akın, ülkesinde böyle bir müze kurmaya o an karar verdi. Berlin`den, bir antikacıdan satın aldığı oyuncak bir atın süvarisi olarak düşüne doğru yola koyuldu.
İstanbul Oyuncak Müzesi, şairin İstanbul Göztepe semtinde ailesine ait tarihi bir köşkte kuruldu. 500 metre karelik bir alanda, yaklaşık iki bin adet oyuncak sergileniyor. Oyuncakların sergilendiği her oda bir tiyatro sahnesi görünümünde. Uzay oyuncaklarının olduğu bölüme girdiğinizde başınızın üstünde yıldızlar yanıp sönerken, oyuncak trenler gerçek bir tren kompartımanının içinde sergileniyor. Ziyaretçiler, müzenin kafeteryasında ise kız çocuklarının evcilik oyuncakları arasında dinleniyorlar. Müzede ayrıca yetmiş kişilik bir toplantı ve gösteri salonu da bulunuyor. Bu salona, müzeye katkılarından dolayı İyigün Özütürk`ün adı verildi.
Sunay Akın, yurt içinden ve yurt dışından yaklaşık dört bin adet oyuncak topladı. En eski oyuncak 1817 yılına ait, Fransa`da yapılan bir oyuncak keman… 1820 yılında Amerika`da yapılan bir bebek, yine aynı ülkeden 1860 yılına ait misketler, Almanya`da yapılan yüz yaşında teneke oyuncaklar ve porselen bebekler müzenin en eski eserleri arasında.
İstanbul Oyuncak Müzesi`nin girişinde bir mahalle oyuncakçısı karşılıyor sizi. Bir zamanlar kasabın ve bakkalın arasında kendine yer bulan, ama zaman içinde tutunamayarak kaybolan bu küçük oyuncakçı dükkanları müzede yaşatılıyor. Ayrıca, müzenin bir köşesinde tarihi Eyüp Oyuncakçısı da canlandırılıyor. Eyüp Sultan Camisinin yanında bulunan ve 1950`li yıllara kadar varlığını koruyan Eyüp oyuncakçılığı müzenin en ilginç köşelerinden birini oluşturuyor. Müzenin hediyelik eşya bölümünde de yeni yapım tarihi Eyüp oyuncakları satılıyor. Sunay Akın böylelikle bir tarihi değerimizi günümüze taşıyor.
Müzenin tasarımı Ayhan Doğan tarafından yapıldı. Sahne tasarım sanatçısı Ayhan Doğan, iki yıllık bir çalışmanın sonunda Sunay Akın`ın düşünü renklendirdi, müzenin insanlarla buluşmasındaki başrol oyuncularından biri oldu.
Toplumlar müzelerden geçerek aydınlanırlar. Bir toplum, önce kalkınıp sonradan müzelerini kurmazlar. Önce müzeler kurulur, insanlar buralardan geçerek aydınlığa ulaşırlar. Sunay Akın`ın oyuncak müzesi bu bakımdan aydınlanmaya sunulan bir armağandır.
Ziyaret Saatleri: Pazartesi hariç, Hafta İçi: 09:30-18:00 Cumartesi-Pazar 09:30-19:00 (Müze, Pazartesi günleri kapalı)
Ömerpaşa Caddesi Dr. Zeki Zeren Sokağı No:17
Göztepe / İST
Tel:(216) 359 45 50 - 51

http://www.istanbuloyuncakmuzesi.com/tr/

8 Haziran 2009 Pazartesi

Bir Kitap: Düşe Kalka Büyümek-Yankı YAZGAN




Editör: Doğan Kitap
ISBN: 978-605-111-135-3
Sayfa sayısı: 224
Ebat: 14x21 cm
Yayın tarihi: Nisan 2009


Bebekle ilk ilişki nasıl kurulur?Babaların çocuklarıyla ilişkilerinin oturması için ne kadar beklemek gerekir?Genler beynimizi nasıl biçimlendirir? Anne baba ile çocuğun ilişkisi, genlerin çalışmasını nasıl etkiler?Televizyonun, bilgisayarın, reklamların ve kitapların çocukların hayatında yarattığı olumlu ve olumsuz etkiler nelerdir?Özgüven şart mı? Kendini iyi tanıyan, kendiyle barışık çocuklar yetiştirmek mümkün mü?Savaş, deprem, ölüm, boşanma...Öğrenmeyi kolaylaştıran ve zorlaştıran etkenler nelerdir?Depresyon, dikkat bozukluğu, hiperaktivite, tikler, takıntılar, intihar fikirleri, otizm, korkular konusunda neler yapılabilir?Çocuk psikiyatrisi nasıl yardımcı olur? Doktorlardan neler beklemeliyiz?Çocuklu hayat, çocuklarla bir şekilde karşılaşan herkesin içinde olduğu hayattır. Prof. Dr. Yankı Yazgan bu kitapta çocuklu hayatın bilinmesi gereken ayrıntılarına değiniyor. Çocuklu hayata bilimin kılavuzluğunda, ama gerçeklikten kopmadan, ayağı yere basarak bakıyor ve hayatın iniş çıkışlarını, düşe kalka büyümenin çeşitli yanlarını ele alıyor.“Biz düşe kalka büyüdük, çocuklarımız da düşe kalka büyüyecekler” diyor Yankı Yazgan. “Bilgi ve sevgimiz, yara bereyi azaltacak” diye de ekliyor.


Prof. Dr Yankı Yazgan (1959), Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Profesör, Yale Child Study Center’da öğretim görevlisidir. Çocuk/genç ve aile psikiyatrisi alanlarındaki bilimsel yayınlarının yanı sıra kitapları ve seminerleriyle de alanında bildiklerini toplumla paylaşmaktadır.

3 Haziran 2009 Çarşamba

Sigara içilen evlerdeki çocuklar pasif içicilikten dolayı büyük zarar görmekte..




Sigara içen kişi yalnızca kendine zarar vermekle kalmaz, içtiği sigaranın dumanından etrafındaki kişiler de zarar görür. Pasif içicilik, kendi istemleri dışında, kişilerin kapalı alanlarda içilen sigara dumanlarını solumalarıyla ortaya çıkan durumdur. Sigara dumanı toksik ve kanserojeniktir. insan yaşamının önemli bölümü kapalı yerlerde geçmektedir. Kapalı ortamların da en önemli kirleticisi sigara dumanıdır. Sigara dumanı ile kirlenen kapalı ortamları normal havalandırma ya da bina içi hava filtrasyonları ile temizlemek olası değildir. Bu ortamların havalarının temizlenebilmeleri için, normal filtrasyonların ventilasyonunu 200 kat daha arttırmak gereklidir. Pasif içicilikle ilgili yapılan birçok çalışmada sigara içilen ortamlarda bulunan kişilerin sigara içmeseler bile, sigara içen kişiler kadar etkilendikleri ortaya konmuştur.

Kişilerin sigara ile en sık karşılaştıkları kapalı ortamlar ev ve işyerleridir. Kişilerin sigaradan etkilenmeleri; ev ortamlarında, ev içinde içilen sigara miktarı ile, iş yaşamında ise dumanı ortamda yaşamak zorunda kaldıkları süre ile bağlantılıdır.


Çocuk daha doğmadan önce anne karnında iken sigarayla tanışmaktadır. Çalışmalarda sigaranın anne karnında solunum sisteminin yapısal oluşumunu ve işlevlerini kötü yönde etkilediği gösterilmiştir. Bu etkiler özellikle kız bebeklerde daha fazladır. Bunun nedeni olarak da sigara içen annelerde kan kortizol ve dihidroepiandrosteron düzeylerinin yükseldiği, bunun da bebeklerin akciğerlerinin maskulizasyonla karşılaşmalarına neden olduğu, buna bağlı olarak da daha dar hava yollarının oluştuğu gösterilmiştir. Anatomik yapı bozukluğunun yanında işlevsel olarak da bozukluklar saptanmıştır. Anne karnında sigara ile karşılaşan çocuklar bu nedenlerden dolayı doğduklarında wheezing ve astım riski ile daha çok karşı karşıyadırlar. Bu çocuklarda yaşamlarının ilk yıllarında, bronşiolit ve bronşit gibi hastalıklarla karşılaşmadan bile, akciğer işlevlerinde azalmalar saptanmıştır.


Doğumdan sonra, öncelikle anne babanın ve belki de evdeki diğer aile büyüklerinin içtikleri sigarının dumanı ile karşılaşır. Büyüdükçe örnek aldığı erişkin davranışlarından edindiği sigara içme alışkanlığı ile yaşamını sürdürür. Çalışmalar her dört çocuktan üçünün evde sigara dumanı ile karşı karşıya kaldığını göstermiştir. Sürekli sigara içilen ortamlarda bulunan çocuklar sigara içmeyi normal davranış olarak gördüklerinden, çok erken yaşta sigaraya başlamaktadırlar. Bugün dünyada sigaraya başlama yaşı 10-12'dir. Her gün yaklaşık 5.000 çocuk sigaraya başlamaktadır. Birçok çalışma pasif içiciliğin özellikle ilk 2 yaşta akut solunum sistemi hastalığı (larenjit, trakeit, bronşit, pnömoni) sıklığını arttığını göstermiştir. Özellikle her iki ebeveynin sigara içicisi olmasının bu riski iki kat arttırdığı saptanmıştır.


Sigara maruziyeti 0-11 aylık bebekleri ciddi olarak, 1-4 yaş grubu çocukları ise daha az etkilemektedir. Pasif içiciliğe bağlı pnömoni ve bronşiolit sonucu hastaneye yatma sıklığı da artmıştır. Ayrıca bu hastalıklardan hastaneye yatırılarak tedavi olma gerekliliği 5 yaşa kadar yükselmiştir. İsrail'de 10.672 bebekte yapılan bir çalışmada sigara içmeyen annelerin bebeklerinde oluşan 100 bronşit ve pnömoni olgusunun % 9.5'inin, sigara içen annelerin bebeklerinin ise % 13.1 'inin hastaneye yatırılarak tedavi' edildiği saptanmıştır. Annenin içtiği sigara sayısı arttıkça bebeklerin hastaneye başvuru ve yatış sayıları da artmaktadır. Anneleri günde bir paketten fazla sigara içen bebeklerde ise hastaneye yatma oranı % 31.7 olarak bulunmuştur. Bunun yanında aileleri sigara içen çocuklarda günlük aktivitelerinin daha kısıtlandığı ve hastalık nedeniyle daha çok yatak istirahatı yapmak zorunda kaldıkları gösterilmiştir. Ailesi sigara içen çocuklarda akciğer işlevlerinde geri dönülmez yıkımlar olmaktadır. 7.834 çocuk üzerinde yapılan bir çalışma; annenin artan sigara içiciliğinin çocukların zorlu vital kapasitelerini (FEV1) düşürdüğünü ve süregiden maruziyetin akciğer gelişimini azalttığını göstermiştir. Akciğer gelişiminin azalmasının ileri yaşamda bu kişilerin obstrüktif akciğer hastalığına yakalanmaları için temel hazırlayıcı olduğu belirtilmektedir. Bu çocukların ana babalarından örnek alarak ileri yaşamlarında birer sigara içicisi olacakları da göz önünde bulundurulduğunda obstrüktif akciğer hastalığı konusundaki risk daha da artmaktadır. Çocuklarda görülen kronik wheezing, öksürük ve balgam gibi belirtiler ailenin sigara içmesi durumunda, evde sigara içen kişi sayısına bağlı olarak % 30 ile % 80 artmaktadır. Pasif içici olan çocuklarda özellikle effüzyonlu orta kulak enfeksiyonlarında artış saptanmıştır. Deneysel çalışmalar, duman maruziyetinin solunum sisteminde yer alan goblet hücrelerinde hiperplaziye ve mukus sekresyon artışına neden olduğunu göstermektedir. Özellikle üst solunum yolu enfeksiyonu geçirildiği dönemde sigara dumanının östaki borusunda işlevsel obstrüksiyonun oluşmasını kolaylaştırması, çocuklarda effüzyonlu otitis mediaya neden olmaktadır. Bazı hayvan deneylerinde kısa süreli sigara dumanı maruziyeti sonucunda siliostasis ve mukosilier aktivitede azalma olmuştur.


Sigara dumanının silier işlevleri bozması ile orta kulak enfeksiyonlarının oluştuğu savunulmaktadır. Orta kulak enfeksiyonlarının oluşmasında sigara dumanının etkisini açıklayan bir diğer mekanizma ise, viral enfeksiyonların sigara dumanı ile birlikte solunum sisteminin fagositik anti bakteriyel özelliğini yitirmesine neden olduğu biçimindedir. Sık geçirilen effüzyonlu orta kulak enfeksiyonlarının sağırlık gibi bir komplikasyonunun olması özellikle 0-4 yaş grubu çocukları sigara dumanından korumanın ne kadar önemli olduğunu ortaya koyar. Orta kulak enfeksiyonları sık karşılaşılan bir hastalık olmasına karşın sigara dumanına maruz kalmanın engellenmesiyle otit görülme sıklığının azaltılabilir olması, önemli bir başarıdır. Ailelerin sigara içme durumları ile çocuklarda görülen kanserler arasında bağlantı olduğuna ilişkin kesin kanıtlar olmamakla birlikte, bazı çalışmalar anne ve babanın sigara içmesinin özellikle annenin gebelik döneminde sigara içmesinin çocukta beyin tümörleri ve rabdomyosarkom görülme riskini arttırdığını, çocuklukta sigara dumanı maruzuyetinin lösemi riskinin artmasına neden olduğunu göstermektedir.


Dünya Sağlık Örgütü sigara içen bir kişinin kendi sağlığı için yapabileceği en önemli girişimin sigarayı bırakmak olduğunu duyurmuştur. Sağlıklı kuşaklar yetiştirebilmek ve çocuklarımızı koruyabilmek için sigarayı bırakma, ve sigara içen kişileri de bırakmaya teşvik etmeliyiz.

Çocuklarda Kabızlık




Kabızlık çocuk hastalıkları uzmanına başvuruların %3-5 kadarını, çocuk gastroenteroloji uzmanına başvuruların %20-25 kadarını oluşturmaktadır. Yani çocukluk döneminde sık karşılaşılan bir sağlık sorunudur. Çocuğun 2 haftadan uzun süren dışkılamasında zorlanmanın olması veya dışkılamasında gecikmenin olması olarak karşımıza çıkar.


Kabızlık;
Son 2 ay içerisinde haftada üç veya daha az sayıda dışkı yapma
Haftada 1 veya daha fazla dışkı kaçırma
Tuvaleti tıkayacak şekilde kalın dışkı yapma
Ağrılı dışkılama, dışkı tutma davranışı
Karında muayene sırasında dışkıların ele gelişi


Bu yukarıda yazılı belirtilerin en az ikisinin bir arada olması kabızlığı tanımlar. Kız çocuklarda daha sık görülmektedir.
Kabızlık çoğu kez her hangi bir altta yatan bir sebebe bağlı olmadan görülebilmektedir. Ailesel yatkınlık vakaların yarısına yakınında bulunmaktadır. Kabızlık en sık 2 yaş civarında tuvalet eğitimi verilirken karşımıza çıkar. Anne sütünden süt bazlı formülalara geçiş sırasında da kabızlık görülebilir.
Kabızlık sorgulanırken doğumdan sonra çocuğun ilk 24 saatte dışkı yapıp yapmadığı, kabızlık sorunun süresi, dışkının özelliği (kıvamı, keçi pisliği şeklinde olup olmadığı, tuvaleti tıkayacak şekilde olup olmadığı, dışkı kaçırma olup olmadığı), beraberinde idrar kaçırma probleminin olup olmadığı araştırılmalıdır.
Aile iyi bir gözlemci ise kabız çocuklarının bir kenara saklanıp dışkı yapıyormuş gibi algılanmaya sebep olacak davranışlar içerisinde olduğunu doktoruna söyleyebilir.
Bazen de altta yatan bir sebebe bağlı ortaya çıkabilmektedir; günlük süt miktarının fazla olması, inek sütü alerjisi, posasız gıdaların fazlaca alınmış olması, bazen sıvı kaybı gibi beslenmeye bağlı nedenler olabildiği gibi bazen de hipotiroidi, çölyak hastalığı (buğday unundaki gluten isimli bir proteine karşı alerji), kistik fibrozis (ter bezlerinin ve dış salgı bezlerinin hastalığı), şeker hastalığı, kalsiyum yüksekliği, potasyum azlığı gibi metabolik sebepler olarak karşımıza çıkabilir. Kabızlığın sebebi olarak nörolojik hastalıklar karşımıza çıkabilmektedir.
Ayrıca ilaç alım hikâyesi örneğin; antiasit ilaç alımı, havale ilacı kullanımı (fenobarbital), tansiyon ilaçlarının alımı sorgulanmalıdır.
Yine hastanın makat bölgesinin muayenesi de önemlidir. Makat bölgesinde çatlak olması, anüsün yerleşim yeri, kalın barsağın sinirsel uyarı eksikliği gibi sebepleri ayıt etmemize yardımcı olabilir.
Bel bölgesinin anormalliğini muayene sırasında hekim gözlemleyebilir veya aile söyleyebilir.
Aşağıda yazılı bulgular hekimi ve aileyi altta yatan önemli bir problem olduğu konusunda uyarmalıdır:
*Beraberinde büyüme gelişme geriliği olması
*Anal bölge sfinkterinde refleksin olmaması (makatın gevşek olması), makatın muayenede boş bulunması
*Bacakların kuvvetinde azlık veya refleks azlığı
*Omurga muayenesinde alt kısımlarında kıllanma, çukurluk, omurga kavsinde bozukluklar
*Karında şişlik olması .


Yeme alışkanlığı bozuk olan çocuklar yeterli beslenmedikleri ve yeterli sıvı tüketmedikleri için de kabız olabilirler.İştahsızlık ve büyüme geriliği varsa mutlaka dikkatlice araştırılmalıdır.


Dışkı kaçırılması ne demektir?

Dışkı kaçırılması yanlışlıkla ishal zannedilebilmektedir. Halbuki uzun süre dolu olarak kalan rektum, dışkının dolması ile dışarı atılmasını sağlayan doğal hassasiyetini kaybetmektedir ve belli bir doluluğa ulaşınca dışkının az bir miktarı istemsiz olarak dışarı çıkmaktadır.

Çocuk kakayı niçin tutar?

Tuvalet eğitimi sırasında alışkın olmadığı tuvalette kaka yapmama gibi takıntılı davranışlar ortaya çıkabilmektedir. Tuvalet eğitimine erken başlamamak ve aşırı baskı yapmamak gerekir. Herhangi bir nedenle kabız olan çocuk sert dışkıyı dışarı atarken anüs çevresinde çatlaklar oluşabilir. Bunlar ağrılı dışkılamaya neden olur. Böyle bir ağrı ile karşılaşan çocuk kakayı yapmaktan kaçınır ve içeride kalan dışkı daha da sertleşir. Böylece bir kısır döngüye girilmiş olur.
Tanı;
Hasta yakınlarından edinilecek bilgiler çoğu kez yeterlidir. Ancak organik bir sebep düşündürecek bulgular varsa direk karın grafisi barsaklarda dışkı birikimini göstermede ve omurgalara ait hastalıkların ortaya çıkartılmasında kullanılabilir.
Barsak temizliği yapılmadan baryumlu (ilaçlı ) kalın barsak grafisi çekilmesi, şüpheli durumlarda anorektal bölgenin monometrik incelenmesi doğumsal kalın barsağın sinirsel uyarı eksikliğini ortaya çıkarmada önemlidir. Bu hastalığı destekleyen bulgular var ise kalın barsağın son kısmından alınacak tam kat biyopsi ile sinir yumaklarının (gangliyonların ) yokluğunun gösterilmesi ile tanı konulabilir.
Tedavi;
Tedaviye başlamadan önce aileye baştan tedavinin uzun süreceği sabırlı olmak gerektiği açık bir dille anlatılmalıdır.
Aileye ve çocuğa tuvalet eğitimi anlatılmalı ve eğitimin en az 6-12 ay süreceği belirtilmelidir. Tuvalet eğitiminin sabah kahvaltısı sonrası yerine getirilmesi gerektiği ve erişkin insanlarında bu şekilde yaptığı çocuğa uygun bir dille anlatılmalıdır.
Diyet:
Aile uygulama sırasında günlük tutmalıdır.
Diyet posa içermeli ve diyetteki posa miktarı yavaş yavaş artırılmalıdır.
Süt ve süt ürünlerinin miktarı diyette azaltılmalıdır.
Bazı mamalar ( soya içeren mamalar ve anne sütüne yakın içerikli mamalar) çocuğun yaşına göre denenebilir.

Bisküvi, kraker, şehriye, hamurişi, beyaz ekmek kısıtlanmalıdır. Rafine beyaz un yerine kepeği alınmamış un, çavdar unu, yulaf unu veya mısır unu tercih edilmelidir.

Günlük 1-2 tatlı kaşığı zeytinyağının yemeklere eklenmesi yarar sağlayabilir
Posalı gıdalar olarak;
Sebzeler; Kereviz, enginar, bezelye, Brüksel lahanası, karnabahar, kabak, taze fasulye, bamya, ıspanak, pırasa, domates ve salatalık, marul ve havuç verilebilir
Kurubakliyatlar: Kurufasulye, mercimek (yeşil ve kırmızı). Mercimek çorbası içine kereviz gibi sebzeler katılıp ezilerek verilebilir.

Patates ve unlu gıdalardan mümkün olduğunca kaçınılmalıdır
Meyvalar: Elma (mümkünse kabuklu), incir,portakal, üzüm, çilek, armut, kayısı, erik seçilecek meyvelerdendir. Muz fazlaca verilmemelidir.
Kurutulmuş Meyvalar: Kuru üzüm, incir kurusu, kuru kayısı, kuru erik, hurma posa içeriği yüksek besinlerdir
Meyva suları: Taze sıkılmış portakal suyu, elma suyu, üzüm suyu fayda sağlayabilir.Gazlı içecekler, çay ve kahveden uzak durulmalıdır.
Patlamış mısır, fıstık, patates kabuğuyla, fırında pişirilmiş kepekli ekmek verilebilir
Bal yerine pekmez özendirilmelidir.
Su alımı artırılmalıdır
Fast-food türü beslenmeden uzak durulmalı, ev yemekleri özendirilmelidir.

Çocukların her gün yaşlarına uygun fiziksel aktivite yapmaları sağlanmalıdır.
İlaç: Hekim önerisine göre dışkı kıvamını yumuşatıcı ilaçlar ve gerekirse lavman verilebilir.
Doktor, aile ve yakın çevresi ve öğretmeni çocuğun kabızlığın üstesinden gelmesinde yardımcı olmalıdırlar.